Gece yarısını geçmiş, düğün yeni bitmiş. Sabah yedide kalkmışsınız, gün boyu ayaktasınız. Bir bardak bile içmediniz, o yüzden aklınızdan "ben arabayı kullanırım" diye geçiyor. Eve yirmi dakikalık yol var, ne olabilir ki?
Çoğumuz bu cümleyi en az bir kez kurmuşuzdur. Alkol konusunda hepimiz artık dikkatliyiz ama yorgunluğu hâlâ hafife alıyoruz. Oysa direksiyonda uyuklamak, sanıldığından çok daha sık yaşanan ve çok daha az konuşulan bir tehlike.
Yorgunluk da bir tür sarhoşluk
Uyku araştırmalarında sık tekrarlanan bir bulgu var: 17-19 saat boyunca uyanık kalan birinin tepki süresi ve dikkati, kanında belirli oranda alkol bulunan birininkine benzer seviyelere düşüyor. Yani sabah erkenden kalkıp gece yarısına kadar ayakta kalmışsanız, hiç içki içmemiş olsanız bile vücudunuz direksiyonda "çakırkeyif" biri gibi davranabiliyor.
İşin kötü tarafı, alkolün aksine yorgunluğu ölçen bir alet yok. Kimse sizi durdurup "uykunuz var mı" diye üflettirmiyor. Karar tamamen size kalıyor ve yorgun bir beyin, kendi yorgunluğunu değerlendirmekte pek başarılı değil.
Uyku yaklaşırken vücudun verdiği işaretler
Uyuklama bir anda gelmez, önce küçük uyarılar gönderir. Bunları tanımak hayat kurtarır:
- Son birkaç kilometreyi hatırlamıyorsanız, yani "buraya nasıl geldim" hissi
- Sürekli esneme, göz kapaklarının ağırlaşması, gözlerin sulanması
- Şeridin dışına kayıp birden toparlanmak
- Tabelaları ya da sapağı kaçırmak
- Camı açma, müziğin sesini yükseltme ihtiyacı
Son madde önemli. Cam açmak ve yüksek sesle müzik dinlemek uykuyu geçirmez, sadece birkaç dakikalığına erteler. O birkaç dakikanın sonunda gelen "mikro uyku" iki üç saniye sürebilir. 70 km hızla giden bir araç o sürede, sürücüsü farkında bile olmadan bir futbol sahasının yarısı kadar yol alır.
Diyarbakır'da en riskli anlar
Şehirde yaşayanlar bilir: bizim hayatımız geç saatlerde de devam eder. Uzun süren düğünler, gece yarısına sarkan sofralar, Sur'da ya da Ofis'te uzayan sohbetler… Bunların sonunda araca binmek çoğu zaman gecenin en yorgun saatine denk geliyor.
Bir de şehir dışı dönüşler var. Ergani'den, Silvan'dan, Bismil'den bir akraba ziyaretinden dönerken ya da havalimanından gece inen bir uçağın ardından karanlık ve tek düze yollarda uyku çok daha kolay bastırır. Özellikle gece 02:00 ile 06:00 arası, vücudun biyolojik olarak en çok uykuya meyilli olduğu zaman dilimi.
Peki ne yapmalı?
En iyi çözüm aslında basit: yorgunsanız sürmeyin. Ama hayat her zaman bu kadar kolay değil. Arabayı orada bırakmak istemezsiniz, sabah işe onunla gitmeniz gerekir, ertesi gün oraya dönüp almak ayrı bir dert olur. İşte bu noktada birkaç seçeneğiniz var:
Kısa bir mola verin. Uzun yolda iseniz güvenli bir yere çekip 15-20 dakika kestirmek, üç fincan kahveden daha etkilidir.
Yanınızda uykusu olmayan biri varsa direksiyonu ona bırakın. Gururun burada yeri yok.
Ayık şoför çağırın. Aracınız da siz de eve birlikte dönersiniz. Şoför sizin arabanızı kullanır; siz yan koltukta, hatta arkada rahatça oturursunuz. Sabah kalktığınızda araba kapınızın önünde olur.
"Ayık şoför" sadece içenler için değil
Bu hizmeti çoğu kişi yalnızca alkol aldıktan sonra akla gelen bir şey sanıyor. Oysa bizi en çok arayanlardan biri, uzun bir iş gününün ardından gözü kapanan esnaf. Bir diğeri, düğünden gece geç çıkıp çocuklarıyla eve dönmek isteyen aileler. Bir de ameliyat, diş tedavisi ya da göz muayenesi sonrası araç kullanmaması söylenen kişiler var.
Yani mesele içki değil; mesele, o an direksiyonda olmamanız gerektiğini bilmek.
Son söz
Yorgunken yola çıkmak bize çoğu zaman bir cesaret meselesi gibi gelir: "Daha önce de yaptım, bir şey olmadı." Ama sadece bir kez bir şey olması yetiyor. Bir dahaki sefere o yirmi dakikalık yolu
DİYARBAKIR'DA İLK TERCİH
Diyarbakır'a özel, 7/24 hizmet veren ilk ayık şoför platformu.
Uygulamayı İndir